CELİL DEMİRALP-ANF

HEWLER / Kadın cinayetleri, yolsuzluk ve hak ihlallerinin arttığı Güney Kürdistan’da Başbakan Neçirvan Barzani bölgeyi şirketi gibi yönetiyor. Türk sermayesi her tarafa nüfuz ederken, ‘Türkiyelileşme’ olgusu bölgede etkisini arttırırken, Neçirvan Barzani Türkiye’ye gizli petrol kaçırıyor.

Yolsuzluğun ve yabancılaşmanın artmasıyla Güney Kürdistan’da toplumsal yapı parçalanıyor, kültürel çöküşe doğru gidiyor. Bölge bir şirket gibi yönetiliyor. Türk sermayesi her tarafa nüfuz etmiş ve ‘Türkiyelileşme’ bölgede etkisini arttırıyor. Gittikçe zenginleşen Neçirvan Barzani, Türkiye’ye gizli petrol kaçırıyor

1990’lı yıllardan beri defakto otonom olan Kürdistan bölgesi Saddam rejiminin 2003’te devrilmesinden sonra hızlı bir dönüşüm yaşamaya başladı. Dönüşüm yetkililer eliyle sokaklara, kurumsal yapılara ve ilişkilere kadar nüfuz etti. Yolsuzluk ve yabancılaşma sokaklara ve eğitim kurumlarına sıçradı. Kapılar yabancı sermayeye sonuna kadar açıldı, başta Hewler olmak üzere yolsuzluk had safhaya ulaştı. Bazı kaynaklar Hewler’in yarısından fazlasının yolsuzluğa bir şekilde bulaştığını kaydediyor.

Üniversite öğrencileri, öğretmenler ve çeşitli parti mensupları ile yaptığımız görüşmelerde Türkiye kültürünün burada hakim olmaya çalıştığı kaydedildi. Sermayenin bölgeye derinliğine nüfus etmesinin yanı sıra başta Türk istihbaratı olmak üzere Amerika, İngiliz, İsrail ve Fransa gibi ülkelerin istihbaratı bölgede cirit atıyor. Amerika ve Türkiye’nin bölge halkını iradesizleştirmek ve denetime almak istediği ifade ediliyor. Bu doğrultuda önemli mesafelerin kaydedildiği gözle görülebiliyor.

HERŞEY NEÇİRVAN BARZANİ ELİNDE

Toplumun refleksleri söndürülmüş, bölgedeki hakim iki parti (YNK ve KDP) kendileri dışında herhangi bir gücün sivrilmesine izin vermiyor. Halk yaşanan yolsuzluklar, adaletsizlikler, hukuksuzluk ve yönetim sorunlarına karşı rahatsız olsa da tepki vermekte çekiniyorlar.

Büyük şirketler Hewler’i adeta istila etmiş. Sokakta görüştüğümüz insanlar her şirkete bölge Başbakanı Neçirvan Barzani’nin ortak olduğunu söylüyor. Bu aslında bilinmeyen bir durum değil. Öğrenci burslarına kadar her şey bölge başbakanının eline geçmiş durumda. Türkçe müzik ve Türkçe diziler evlerin içine kadar girmiş, özellikle genç kesimde Türkiye (diğer adıyla batılılaşma) özentisi ağır bir şekilde hissediliyor.

CİNSEL SUİSTİMALE MARUZ KALAN YABANCI KADINLAR

Halkta çarpık bir zenginleşme ilk göze çarpan gelişmeler arasında. Hemen her evde birkaç araç var. Son model araçlar şehirde boy gösteriyor. Bazı yoksul kesimler hariç gündüz kimse kaldırımlarda dolaşmıyor. Herkes araçları içerisinde.

Çarpık zenginleşme ile birlikte köleci anlayış da aynı çarpıklıkla kendisini gösteriyor. Kürdistan’a Bangladeş, Etiyopya ve Filipinlerden işçiler getirilerek kötü koşullar altında çalıştırılıyor. Erkekler genellikle sokak temizliği ve bazı marketlerin temizlik işlerinde ayda en fazla 100 dolara çalıştırılırken, Etiyopya ve diğer ülkelerden gelen kadınlar evlerde hizmetçi olarak çalıştırılıyor. Peşmergeler dahil bir çok çevre tarafından bu kadınlar cinsel suistimale de maruz kalıyorlar.

Hewler’de Türkmenlere ait lüks bir alışveriş merkezine gelen Güneyli elit kesimlerle karşılaşmak mümkün. Aynı yerde şık giyimli genç bir bayan ve yanında siyahi bir hizmetçi ile karşılaştığımızda yaşanan çarpıklık tüm çıplaklığı ile görülüyor. Hizmetçi olarak evlere alınan veya bireylerin hizmetine sunulan kadınlar günün büyük bölümü çalıştırılıyor ve çoğu zaman 20-30 dolar arası para ancak alabiliyorlar. Türkiye’den gelen şirketler yabancı kadın ve erkekleri her açıdan kullanabiliyor. Ağır bir sömürü yaşıyorlar.

TÜRKİYELİLEŞME SERMAYE ÜZERİNDEN SIZIYOR

Batılılaşma burada ‘Türkiyelileşme’ şeklinde gözlemleniyor. Türk şirketleri ve Türkmenler üzerinden Türk kültürü yavaş yavaş Güney’i etkisi altına alıyor. Televizyonlar Türk şirketlerinin reklamları ile finanse ediliyor ve yayınlar sermayenin yönlendirdiği şekilde yapılıyor. Genç kesimde Türkçeye azımsanmayacak derecede bir özenti göze çarpıyor. Güney’de görünüşe büyük önem veriliyor. Batılı bir görüntü sunulurken, katı geleneksel yapı bu görüntü ardından açık bir şekilde görülüyor. Türk müziğinin on yıllar önce dinlenen parçaları bugün Güney’de revaçta. Sancılı bir değişim dikkatlerden kaçmıyor.

Türkiyelileşme daha çok sermaye üzerinde bölge yapısına işliyor. Bölgede her şey yetkililerin elinde. Hewler halkının önemli bir kesimi yoksul ama tepkilerini dillendiremiyorlar. Objektif iletişim olanakları ise çok sınırlı. Kürt medyası tamamen hakim partilere bağlı ve bölge siyasetini eleştiren, alternatif bir bilgilendirme kaynağına ulaşmak zor. Bu nedenle bölge insanı, kendi bölgelerinde yaşanan gelişmelerden de çoğu zaman habersiz. Türkiye ve İran saldırıları ile Kerkük konusunda halkın tartışmalara müdahil olmasının önüne geçmek için her türlü yöntem deneniyor.

MEDYA NEÇİRVAN BARZANİ ELİNDE

Özellikle medya üzerinde Neçirvan Barzani’nin etkisi toplumu kendilerini ilgilendiren gelişmelerden habersiz kılmak için etki sahibi. Hem halktan görüştüğümüz insanlar hem de adını vermek istemeyen Güneyli gazeteciler, medyanın da Neçirvan Barzani’nin denetiminde olduğunu belirtirken, basın toplantıları öncesi gazetecilere para dağıtıldığını da iddia ediyorlar. Yine Neçirvan Barzani’nin yolsuzluklarını haber yapan gazeteciler ya susturuluyor, ya gözaltına alınıyor.

Şirketlerin egemen olduğu Güney Kürdistan’da Kürt kültürünün geliştirilmesi için sosyal etkinlikler de yok denecek kadar az. Güvenlik nedeniyle adını gizli tuttuğumuz Selahaddin Üniversitesi’nde bir öğrenci Kültür Bakanlığı’nda müzik dersi verebilecek tek bir kişi olmadığını söylüyor.

MİLYONLARCA DOLAR NEREYE GİDİYOR?

Elektrik ve su sorunu Güney Kürdistan’da kendisini ağır bir şekilde hissettiriyor. Günün belli saatlerinde elektrik ve su veriliyor. Her evde sıcaktan dolayı klima bulunuyor. Sadece taksi şoförlerinin reaksiyonlarına bile bakıldığında yaşanan yolsuzlukların boyutları ortaya çıkıyor. Elektrik ve su gibi temel sorunların giderilmesi için ciddi cabalar harcanmazken, milyonlarca doların nereye kaybolduğu bilinmiyor ve kimse bu paraları sorabilecek cesareti kendinde bulamıyor.

NEÇİRVAN BARZANİ PETROLÜ TÜRKİYE’YE KAÇIRIYOR

Güneyin Türkiye ile olan yoğun ilişkileri “kirli ticari ilişkilerde” de kendisini açığa vuruyor. Halkın önemli bir kısmı yoksulluğa mahkum edilirken Neçirvan Barzani’nin Türkiye ile olan ticari ilişkilerinden dolayı yüklü miktarlarda kar elde ediyor. Dünyadaki zenginler listesine de giren Neçirvan Barzani’nin özelikle Zaxo hattındaki faaliyetleri sessiz sedasız yürüyor.

Zaxo’nun 20 km kadar dışındaki Norveç’li DNO şirketinin çalışma yürüttüğü Tawke petrol yataklarından günde 500 bin dolar kar elde ediliyor. Ama Zaxo’ya hiçbir yarayı yok. Yerel asayiş güçleri ile Türk istihbaratının ortaklığı sonucu akşamları tankerlerle Zaxo içinden petrol gizlice Türkiye’ye kaçırılıyor.

Gizli yapılan bu satıştan Irak hükümeti de habersiz. Bu ticaretin başında ise Neçirvan Barzani geliyor. Güvenilir kaynaklardan alınan bilgilere göre Türkiye’ye petrol kaçıranlar arasında Duhok Asayiş Müdürü Sait Şengali ve Zaxo Asayiş Müdürü Aşti Kuçer yer alıyor. Bunlar Türkiye ile geniş ilişkilere sahip ve bazı şirketlerle ortaklıkları var. Tatillerini de Türkiye’de geçiriyorlar.

TAWKE’NİN ELEMANLARI NEDEN TÜRKMEN VE ARAP?

Dikkat çeken bir diğer durum ise Tawke petrol yataklarında çalışan elemanların çoğunluğunun Türkmen ve Arap olması. Böylece yürütülen kirli ilişkiler gizlenmeye çalışılıyor. Elde edilen petrol gelirlerinden Zaxo’ya verilmesi gereken pay da verilmiyor. Öte yandan petrol taşıyan Türk tankerlerine Irak plakalarının vurulması dikkat çekiyor. Yolsuzlukları yapanların başında Neçirvan Barzani ekibinin geldiği ve bunu YNK’den bazı gruplarla birlikte yaptığı belirtiliyor.

PÇDK ENGELLENİYOR

Yaşanan sorunlar karşısında toplumsal refleks çok zayıflatılmış ancak tabanca ciddi bir rahatsızlığın varlığını gözlemlemek mümkün. Ajanların kol gezdiği Güney Kürdistan topraklarında bir tek PÇDK’nin faaliyet göstermesine izin verilmiyor. Haziran ayı içerisinde PÇDK’nin en az 10 üyesi, ailelerine yapılan baskılardan dolayı partiden uzaklaşmak zorunda kaldı. PÇDK kendilerine yönelik direk bir yönelim olmadığını ancak üyelerinin aileleri üzerinde ağır bir baskı kurmaya çalıştıklarını belirtiyor. Muhalif siyasetin önü kesildiği için toplumsal sorunların çözüm gücüne dönüşmesi de zorlaşıyor.

HER MAHALLEDE ÜÇ CAMİ

PÇDK dışarıdan gelen kültürün Kürdistan üzerinde hakim olmaya başladığını belirtirken İslam kültürünün bölge üzerindeki ağır etkisine de dikkat çekiyor. Her mahallede neredeyse üç cami var. Yine her köye özellikle Suudi Arabistan ve Türkiye’de AKP iktidarının desteklediği Yekgirto partisinin kurduğu camiler göze çarpıyor.

TÜRKİYE BÖLGEYİ PAZAR OLARAK GÖRÜYOR

Güneyli bir kaynak dış siyasetin başta ekonomik olarak bölgeyi etkilediğini söylüyor. Türkiye bölgeyi bir Pazar olarak görüyor. Genel kanı Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ve Neçirvan Barzani’nin Türkiye ile ortak hareket ettiği yönünde. Her şirkete ortak olan bir başbakanın idaresindeki ülkede birçok kesim artık halkın iradesinin hiçe sayıldığını rahatlıkla görebiliyor. PÇDK, ekonomik olarak hiçbir neden yokken gençlerin Avrupa’ya göç ettiğine dikkat çekerek, “buradan kaçmak istiyorlar. Korumak yerine kaçışı tercih ediyorlar” diyerek çarpık zenginleşmenin de insanların aradığı özgürlüğü vaat etmediğini kaydediyor.

Azda olsa bölgede demokratik yönde değişim çalışmaları sürüyor. Ancak değişime karşı mücadele edenlerin gücü ve etkisi daha fazla. Toplumda da değişime yönelik kapalı bir yapı var. Görünüşte yaşanan değişim köklü bir değişime dönüşmüyor. Kültürel yozlaşma tercih edilen bir yaşam biçimi olarak göze çarpıyor.

AŞİRETLERE “PARA”, HALKA “SUS”

Toplumun tepkisizliği üzerinde yabancı sermaye ve güneyli yetkililerin bunlarla olan ilişkileri etkili oluyor. Yine halk da Aşiret yönetimlerine dağıtılan paralarla susturulmaya çalışılıyor. Hükümet aşiretleri, aşiretler de kendilerine bağlı kesimleri susturuyor. Parasal ilişkiler toplumsal refleks üzerinde pasifikasyon etkisi görüyor.

TÜRKÇEYİ TEŞVİK KURMANCİYİ ÖCÜLEŞTİRME SİYASETİ

Üniversitelere de Türkiyelileşmenin etkisi uzanmış durumda. Halen kurmancinin resmi olarak öğretilmediği ve engellendiği Selahaddin Üniversitesi’nde Fethullah Cemaati’nin girişimleri sonucu Türkçe bölüm açıldı. Kuzey Kürdistanlı öğrenciler ve Maxmur Mülteci Kampı’nın Selahaddin Üniversitesi’nde okuyan öğrencileri üniversitede artan Türkiye etkisine ilişkin gözlemlerini anlattı. Adını vermek istemeyen Kuzeyli bir Siyasal Bilimler öğrencisi, “öğrencilerin Türkçeye büyük bir özentisi var” diyor. Kurmanci konuşulduğunda “Kürtçe bile sayılmadığına” dikkat çeken öğrenciler, buna karşın Latince kurmanci öcüleştirilirken, Türkçenin daha çok teşvik gördüğüne işaret ediyor. Kurmanci ve Latin alfabesi, Talabani, Türkiye ve ABD kıskacına alınmış durumda.

NEÇİRVAN BARZANİ İLE TÜRKİYELİLEŞME BAŞLADI

Maxmur’da felsefe öğretmeni Delil Pazarcık bölgedeki Türkiyelileşmenin etkisinden bahsediyor. Pazarcık, Fethullah Gülen’in 8’e yakın kolejinin açıldığını belirterek, “aslında Neçirvan Barzani ile Türkiyelileşme başladı” diye kaydediyor. Güneyde Türkçe konuşmaya büyük bir özenti olduğunu belirten Pazarcık, elektronikten alışveriş komplekslerine kadar büyük sermayelerin çoğunun Türkmenlerin elinde olduğuna vurgu yapıyor.

Halka sorduğumuzda benzer yanıtları alıyoruz. Bölgede Vali Kürt ise yardımcısının Türkmen olduğunu söylüyorlar. Öğrenciler ise Selahaddin Üniversitesi’ndeki dekanların yüzde 90’ının Türkmen olduğunun iddia ediyorlar.

Hewler’de, Duhok’ta ve Süleymaniye’de çarpık bir gelişme olduğuna işaret eden Felsefe öğretmendi Pazarcık, hükümetin de kültürel yozlaşmaya karşı bir tedbirinin olmadığını vurguluyor. KDP içinde Mesut Barzani ve Neçirvan Barzani olmak üzere iki eğilimin olduğunu dile getiren Pazarcık, Neçirvan Barzani sermayesinin Türkiye’ye göbekten bağlı olduğunu ifade ediyor. Pazarcık, “Türkiyelileşme ister istemez gelişecektir” diyerek, gelecek açısından üretim olmadığı için umut vaat eden bir gelişme olmadığını sözlerine ekliyor.

ASİMİLASYON DİZİLERLE EVLERE GİRİYOR

Hewler’in Dubai olacağına dair söylentilere de dikkat çeken Pazarcık, “Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri’nde Avrupa ve Amerika’nın tatil bahçesidir” derken, bu kadar güç ve kültürün etkili olmaya çalıştığı bir ortamda toplumsal bir çatışmanın da gelişebileceğine dikkat çekiyor.

Maxmur üzerinde ise daha konuşma biçiminde Türkiyelileşmenin etkisi olduğunu belirten felsefe öğretmeni, Kürt dil örgütünün “Türkler asimilasyonu değiştirdi” belirlemesini hatırlatarak, “Şimdi dizilerle asimilasyon evlere kadar giriyor. Orijin Kürt ama dili Türkçe diziler göze çarpıyor” ifadesini kullanıyor.

HÜKÜMET YOK ŞİRKET VAR

“Dışarıyı görmeyen birileri üzerinde dışarının etkisi kaçınılmazdır” diyen ilk okul öğretmeni Zafer Mustafa da aynı soruna dikkat çekiyor ancak önemsemiyor. Toplumsal kültürün geliştirilmesi ile birlikte buna karşı bir karşı koyuşun daha güçlü olacağını belirten Mustafa, kısmi bir etkiden söz ediyor. Mustafa, “Kampın eğitimi ve sistemi yozlaşma önünde önemli bir barikat görevi görüyor. Kültürel anlamda Türkiye’nin kamp üzerinde korkulacak bir etkisi yok. Yani bizim açımızdan bir tehlike oluşturmuyor” diyor.

Duhok bölgesinde evine konuk olduğumuz bir aşiret önde geleni, “burada hükümet yok şirket var. Süleymaniye ve Hewler şirketleri” diyerek sermayenin kültürel ve siyasal gelişmeler üzerindeki etkisine işaret ediyor. Sokakta kime sorarsak soralım hep aynı cevap: “Özgürlük adına bir şey yok. Tam bir soygun ve yozlaşma var.”

NEÇİRVAN'IN TÜRKİYE'DEKİ ŞİRKETLERİ

Neçirvan Barzani’ye ait Türkiye’de Dilşad, Herdi, Hüda ve Emin Dış Ticaret Petrol ve Tarım Ürünleri Ticaret Ltd şirketlerinin yanısıra Mersin ve İstanbul’da deri ve tekstil sektörlerinde faaliyet gösteren bazı fabrikalarla ortaklığı bulunuyor.